Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: ABD Ordusu eski kurmay subayı ve ulusal güvenlik stratejisti David Pine, ABNA muhabiriyle yaptığı görüşmede, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın boyutlarını ve İran Silahlı Kuvvetleri’nin verdiği yanıtı detaylı bir şekilde değerlendirdi.
Pentagon’un savaşın ilk 38 gününde 13 bin 600 İran hedefine vurulduğunu ve İran hava savunma sisteminin etkisiz kaldığını iddia ettiğini hatırlatan Pine, buna karşın ABD hava ve füze saldırılarının son derece verimsiz olduğunu söyledi. ABD istihbaratının değerlendirmelerine göre İran, balistik ve seyir füzelerinin yüzde 70’ini, hava kuvvetlerinin üçte ikisini, Devrim Muhafızları deniz kuvvetlerinin yüzde 60’ını, yeraltı füze üretim ve atış tesislerinin yüzde 90’ını ile karadan karaya füze üslerinin yüzde 91’ini korumayı başardı. Bu veriler, Beyaz Saray’ın “İran’ın askeri kapasitesi yüzde 85 ila 100 oranında azaldı” şeklindeki iddialarıyla tamamen çelişiyor. Pine, İran’ın füze ve insansız hava aracı (SİHA) üretimini de ABD’nin beklediğinden çok daha hızlı bir şekilde yeniden başlattığını kaydetti.
Eski subay, İran’ın Çin’den hediye edilen TEE-01B askeri keşif uydusunu kullanarak ABD askeri varlıklarına yönelik taarruz hedeflemesi bilgisi sağlamada başarılı olduğunu belirtti. Bu sayede düşman güçlerince düşürülemeyen tüm füze ve SİHA’ların hedeflerini tam isabetle vurabildiğini ifade eden Pine, İran’ın Fars Körfezi’nde 13 ila 16 ABD askeri üssünü imha ederek kullanılamaz hale getirdiğini, bunların çoğunun yeniden inşa edilemeyeceğini söyledi.
Füze Harbi ve Hürmüz Kontrolü
Pine, İran’ın füze ve SİHA savaşında bir "yenilgi savaşı"nı kazandığını belirterek, ABD’nin uzun menzilli füze stokunun yüzde 55’ini korurken, İran’ın yüzde 70’ini koruduğunu aktardı. İran’ın çok daha büyük bir füze stoğuna sahip olduğunu ve sadece füzelerinin yüzde 14 ila 15’ini kullandığını, yüzde 15-16’sının ise hava saldırılarıyla imha edildiğini kaydetti.
ABD Donanması’nın Hürmüz Boğazı ve Fars Körfezi’nin kontrolünü geri alma çabasını önleyen İran’ın, bölgede hakim güç haline geldiğini vurgulayan Pine, Devrim Muhafızları’nın binlerce hızlı füze botu ile kısa menzilli gemisavar füze ve SİHA’ya sahip olduğunu, bunların ABD savaş gemilerini batırmak için kullanılabileceğini söyledi. Pine, ABD savaş gemilerinin bir daha Fars Körfezi’ne dönmek için çaba göstermeyebileceğini ifade etti.
Hedeflere Ulaşılamadı
Pine, ABD’nin hiçbir askeri hedefine ulaşamadığını sert bir dille eleştirdi. ABD ve İsrail’in 50 siyasi lider ve onlarca askeri komutanı suikast ettiğini ancak İslami yönetimin tamamen iktidarda kaldığını belirten Pine, “Gereksiz savaş ve bombalamalar, İran vatandaşlarını rejimi desteklemeye yöneltti” dedi. İran’ın nükleer programının dokunulmamış ve önemli ölçüde zayıflatılmamış olduğunu, balistik füzeler, seyir füzeleri ve SİHA’larının gelecekteki saldırıları önleme gücünü koruduğunu kaydetti. İran’ın sadece 11 savaş uçağı ve birkaç denizaltı kaybettiğini belirten Pine, “Trump’ın İran’a karşı savaşı, İslam Cumhuriyeti’nin askeri gücünü zayıflatmak yerine güçlendirdi ve bölgesel güç statüsünü artırdı” diye konuştu.
Minab Okulu Saldırısı: Savaş Suçu
Pine, ABD Savunma Bakanlığı’nın ilk soruşturmalarının, bir Tomahawk füzesinin Minab’daki bir ilkokula isabet ettiğini ve 165 sivilin, çoğu İranlı kız öğrenci olmak üzere şehit edildiğini gösterdiğini söyledi. Trump yönetiminin masum sivillere yönelik saldırıdan özür dilemeyi reddettiğini belirten Pine, saldırının yapay zeka programlama hatasından kaynaklanmış olabileceğini ancak kasıtlıysa kesinlikle ABD tarafından işlenmiş bir savaş suçu olduğunu ve dünya liderlerince kınanması gerektiğini vurguladı.
Yeni Bölgesel Düzen
Pine, savaş öncesi öngördüğü gibi bölgesel düzenin İran’ın lehine değiştiğini belirtti. Fars Körfezi’ndeki çoğu ABD üssünün İran tarafından imha edilmesiyle, ABD’nin bölgede askeri üstünlüğü olmayan bir geleceğe uyum sağlaması gerektiğini ifade eden Pine, Körfez müttefiklerinin İran’la barışçıl işbirliği ve koşullu yaşama politikası izleyeceğini, ABD’yle işbirliğini azaltarak enerji altyapılarına yönelik saldırı riskini ortadan kaldırmaya çalışacaklarını söyledi.
Yeni düzende İsrail’in Batı Ortadoğu’da hegemon olarak kalacağını, İran ve Pakistan’ın ise Orta ve Doğu Ortadoğu’da yeni ortak hegemonlar haline geldiğini belirten Pine, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun NATO üyesi Türkiye’yi batı Ortadoğu’daki tek bağımsız güç olarak hedef aldığını, ancak ABD’nin bir NATO müttefikine yönelik askeri saldırıyı desteklemesinin çok düşük ihtimal olduğunu kaydetti.
Stratejik Sapma ve Çıkış
Pine, Trump yönetiminin İran’la savaş başlatma kararının aylar önce açıklanan ulusal güvenlik stratejisinden büyük bir sapma olduğunu belirterek, bu durumun ABD’nin Avrupa ve Ortadoğu’daki tüm askeri güçlerini çekerek Batı Yarımküre’ye ve daha az ölçüde Batı Pasifik’e odaklanmasıyla düzeltilmesi gereken stratejik bir yeniden düzenlemeyi gerektirdiğini söyledi. Ortadoğu’daki askeri varlığın ve İsrail’le ittifakın ABD’yi önlenebilir bir İran savaşına sürüklediğini kaydeden Pine, bu savaşların ABD ekonomisi ve askeri gücü için tehlikeli bir faktör olduğunu, Çin’in Batı Pasifik’teki potansiyel saldırganlığını önleme yeteneğini zayıflattığını vurguladı.
Anlaşma Şartları ve Trump’ın Mecburiyeti
Pine, 60 günlük ateşkes anlaşmasının eşiğinde olunduğunu belirterek anlaşmanın şartlarını şöyle sıraladı: İran Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak ve trafiği 30 gün içinde savaş öncesi seviyeye getirecek; taraflar saldırmazlık paktı imzalayacak; Lübnan dahil tüm cephelerde savaş sona erecek. ABD, anlaşmadan kısa süre sonra 6 ila 12 milyar dolar dondurulmuş İran varlığını serbest bırakacak ve petrol-gaz yaptırımlarını kaldıracak. İran, bin pound zenginleştirilmiş uranyumu seyreltmeyi ve on yıllık nükleer zenginleştirme durdurmayı kabul edecek. Ayrıca Trump yönetimi, savaşta hasar gören İran altyapısını finanse etmek için 300 milyar dolarlık bir yatırım fonunu değerlendiriyor; bu adeta bir tazminat niteliği taşıyor.
Pine, bu ateşkesin İran için büyük bir zafer olduğunu ancak aynı zamanda ABD’nin bu gereksiz savaşı sonlandırarak ulusal güvenlik çıkarlarına da hizmet ettiğini değerlendirdi. İran liderlerinin Trump’a güvenmediğini ancak Trump’ın iç politik ve ekonomik baskılar ile füze stoklarını yenileme ihtiyacı nedeniyle anlaşmaya mecbur olduğunu belirten Pine, nihai nükleer anlaşmaya varılıncaya kadar ABD’nin İran’a saldırma ihtimalinin büyük ölçüde azaldığını tahmin ettiğini söyledi.
Pine son olarak, ABD’nin gelecekteki İran füze saldırılarını önleme, komşularına hükmetme ve en önemlisi İran’ın Hürmüz Boğazı ile Fars Körfezi üzerindeki kontrolünü onlarca yıl boyunca engelleme yeteneğinin ciddi şekilde zayıfladığını, İran’ın boğazı kapatma tehdidiyle gelecek saldırıları etkili bir şekilde önleyebileceğini kaydetti. Pine, “Hiçbir neden ABD ve İran’ın düşman kalmasını gerektirmiyor. Bu barış anlaşmasının kalıcı olması ve tarafların buna saygı göstermesi için dua etmeliyiz, böylece gelecekte dostane ilişkiler ve karşılıklı faydalı işbirliği mümkün olabilir” diye konuştu.
yorumunuz